Ve karşınızda Roxette

07.05.2011 tarihinde yayımlanmıştır.

İsveçli Roxette grubu, birkaç hafta sonra Türkiye’deki ilk konserini vermeye hazırlanıyor. Grup üyesi Per Gessle, “Dünyadaki yıldızların şarkıları sıkıcı ve birbirine benziyor. Bizim başarımızın sırrıysa samimiyet,” diyor

Dünyanın en tanınmış pop-rock gruplarından Roxette, uzun bir aradan sonra çıktığı dünya turnesi kapsamında ilk kez Türkiye’de konser vermeye hazırlanıyor. 80’li yılların sonunda kurulan ve 75 milyonluk rekor albüm satışıyla müzik listelerini altüst eden grup, 25 Mayıs gecesi Maçka Küçükçiftlik Park’ta sahne alacak. İsveçli grubun kurucu üyesi ve Listen To Your Heart, It Must Have Been Love, Joyride gibi efsanevi şarkıların yaratıcısı Per Gessle, konser öncesinde SABAH’ın sorularını yanıtladı. Gessle, “Daha önce de Türkiye’ye gelmek istemiştik ama ancak şimdi fırsat bulabildik. İstanbul’da hayranlarımızla yılların özlemini gidereceğiz,” dedi.

– 35 yıldır sahnelerdesiniz ve bugüne kadar 75 milyon albüm sattınız. Pop ve rock müzik hayranlarının gözünde efsane konumundasınız. Bu noktaya gelmeyi nasıl başardınız?

– Emin olun hiç kolay olmadı! Böylesine zorlu bir sektörde 30 yıl zirvede kalmak mucizevi bir başarı.
Sanırım şans melekleri bizi bir gün olsun yalnız bırakmadı.

– Başarınızı şansla açıklamanız fazla alçak gönüllülük olmuyor mu? Sizi aynı dönemde yola çıktığınız diğer gruplardan ayıran neydi?

– Bizim farkımız ilk günden bu yana samimiyetimizden asla taviz vermememiz oldu. Örneğin hiçbir zaman Amerikan veya İngiliz ‘sound’una özenip tarzımızı değiştirmedik. Hatta ‘sound’umuzu korumak için uzun yıllar aynı İsveçli prodüktörle çalıştık. Bu sayede kendi çizgimizi koruduk. Hayranlarımız da bunu görerek bizi ödüllendirdi.

– Grubun solisti Marie Frederiksson’a 2002’de beyin tümörü teşhisi konulmasının ardından müziğe ara verdiniz. O dönemde neler yaşadınız?

– O gün telefonum çaldı ve bir arkadaşım Marie’nin banyoda bayılarak hastaneye kaldırıldığını söyledi. Hastaneye gittiğimde beyin tümörü teşhisi konduğunu öğrendim. Bu hastalığa yakalanan 20 kişiden yalnızca birinin hayatta kalabildiğini söylediler. İnanın bana hayatımın en kötü anlarından biriydi… Ama Marie hayranlarının inanılmaz desteği sayesinde hayata tutunarak sağlığına kavuşmayı başardı. Onu bir an olsun yalnız bırakmadılar. Çok zor günler geçirdik, ama artık her şey geride kaldı.

– Tedavi sürecinde kendi kişisel projelerinize ağırlık verdiniz. Peki Marie ile tekrar bir araya gelerek Roxette’i yeniden hayranlarıyla buluşturmaya nasıl karar verdiniz?

– Marie bir gün benim Amsterdam’daki bir konserime gelmişti. Onu ikna ederek iki şarkıda eşlik etmesi için sahneye çıkardım. Yedi yıl sonra ilk kez sahneye çıkmıştı ve müziği ne kadar özlediği gözlerinden okunuyordu. O gün, Roxette’in dirildiği gün oldu.

– 52 yaşındasınız ve ömrünüz turnelerde dünyayı dolaşarak geçti. Hiç ‘Bu tempodan yoruldum. Artık geriye yaslanıp başarımın tadını çıkarma vakti,’ dediğiniz oldu mu?

– Müzik benim için yalnızca sıradan bir kavram değil. En az soluduğum hava ve damarlarımdaki kan kadar vazgeçilmez. Bu yüzden asla sahnelerden kopmayı düşünmüyorum. Zaten bu kadar çok sevenimiz varken müziği istesek de bırakamayız.

– Pek çok hayranınız bu turnenin son büyük turneniz olacağını düşünüyor. O halde iddialar doğru değil öyle mi?

– Bu tamamen Marie’ye bağlı. Benim için öncelik, onun sağlık durumu. Geçmişte yaşadığımız kötü günler geride kaldığı ve Marie sağlığına kavuştuğu için çok mutluyum. O devam etmek istediği sürece Roxette ayakta kalacak. Ancak o bir gün ‘Yoruldum,’ derse, ben de kendi yan projelerime yoğunlaşırım.

SAATLERCE MÜZİK DİNLİYORUM

– Dünya genelinde sayısız müzisyene ilham verdiniz. Peki sizin ilham kaynaklarınız kimler?

– Saymakla bitmez! İlk aklıma gelenler The Kinks, The Beatles, Ramones, Led Zeppelin, Paul Simon ve Patti Smith… Çocukluğumdan bu yana her gün saatlerce müzik dinliyorum. 14 yaşında bir oğlum var ve gün boyunca bilgisayarın başından kalkmıyor. Ben onun yaşındayken saatlerimi evdeki plakların arasında geçirirdim. Müzik benim en iyi dostum ve oyuncağımdı, hâlâ da öyle…

– Yıllardır bu sektörde olan biri olarak müzik endüstrisinin bugünkü durumu hakkında ne düşünüyorsunuz?

– Bugün belli başlı tüm yıldızlar aynı besteci ve prodüktörlerle çalışıyor. Hepsinin şarkıları sıkıcı ve birbirine benziyor. Eskiden müzik endüstrisi çok daha renkliydi. Örneğin benim gençliğimde bir radyo kanalı önce Deep Purple, ardından Talking Heads ve Harry Belafonte çalabilirdi. Farklı tarzlarda olmalarına rağmen tüm bu grup ve isimler kaliteli müzik yapardı. Şimdiyse insan radyonun bir şarkıdan diğerine geçtiğini fark etmiyor bile! Ayrıca teknolojinin müziğe gereğinden fazla dahil olması nedeniyle samimiyetin ortadan kalktığını düşünüyorum.

– Bu kadar başarılı bir kariyerin ardından hâlâ ulaşmak istediğiniz hedefler var mı?

– İlk hedefimiz turnemiz 2012’de tamamlanana kadar daha önce gitmediğimiz ülkelerdeki hayranlarımızla buluşmak. Türkiye de bu ülkelerden biri. Ardındansa dünyanın daha iyi bir yer haline gelmesine katkı sağlayacak her projeye katkıda bulunmayı hedefliyoruz. Çünkü dünyada fazlasıyla sorun var!

– Türk hayranlarınıza bir mesajınız var mı?

– Daha önce de Türkiye’ye gelmek istemiştik ancak şimdi fırsat bulduk. Onlarla buluşmak için sabırsızlanıyoruz. İstanbul’da sahne almak büyük bir zevk olacak. Yılların özlemini gidereceğiz.
Tüm hayranlarımızı konsere bekliyoruz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s