REYTİNGİN SON KURBANI EKRANIN GEDİKLİLERİ

Gençlik ve güzelliğin son dönemde tek geçer akçe haline geldiği televizyonlarda, tecrübeli isimler her geçen gün daha geri plana itiliyor. Uzmanlar, yayın kalitesini korumak isteyen medya kuruluşlarının yaş ayrımcılığına acilen son vermesi gerektiğini söylüyor

Malumunuz, tüketim toplumu gölgesini satamadığı ağacı kesmekten imtina etmez. Dolayısıyla böyle bir toplumda albeni, bilgi birikiminden daha fazla övgüye layık görülür. Toplumsal kanaat ve beğenileri yönlendiren görsel medyayı ele alalım. Televizyonlarda yaşlı ve dolayısıyla alanında birikim sahibi kaç kişiye rastlıyoruz? Aksine en çok birikim gerektiren programlarda bile ‘dinamizm’ etiketiyle ön plana çıkarılan genç, alımlı ve tecrübesiz kişiler yer alıyor. Gençlerin farklı bir vizyon sahibi olabilecekleri şüphesiz olsa da, sahip oldukları albeninin onları zaman zaman haksız yere ön plana çıkardığını vurgulamak gerek. Diğer yandan medyada sürekli genç ve alımlı insanları görmek, kafamızdaki güzellik algısını da etkiliyor. Gençsek; onlar gibi gözükmek için büyük borçların altına giriyoruz. Yaşlıysak da, sanki bir kabahat işlemişçesine estetik ameliyat yaptırıp suni bir gençliğe kavuşmaya çalışıyoruz. Oysa gerçek dünya, şov dünyasındaki gibi ayrımcı bir tutumla ‘seçilmiş’ kişilerden oluşmuyor.

TAZMİNATA MAHKUM ETTİRDİ
Türkiye’de yaygın olmasa da, Batı dünyasında medyadaki yaş ayrımcılığına (ageism) karşı sesini yükseltenlerin sayısı artıyor. Bunlardan biri, İngiliz yayın kuruluşu BBC’nin eski sunucularından Miriam O’Reilly. 53 yaşındaki televizyoncu, sunuculuğunu yaptığı Countryfile programından yaşlı olduğu için atıldığını iddia ederek geçen yıl açtığı davada, kanalı tazminat ödemeye mahkum ettirdi. O’Reilly’nin avukatı Camilla Palmer, davanın ardından müvekkilinin medyadaki bütün yaşlılar adına büyük bir zafer kazandığını belirtti. Sunucuların yeteneklerine göre seçilmesi gerektiğini belirten Palmer, sağlıklı olduğu sürece kimsenin yaşı nedeniyle işten atılmaması ve işe alınmaması gerektiğini de dile getirdi. ABD’de ise yalnızca 82 yaşındaki Barbara Walters gibi sahip oldukları ün nedeniyle ‘dokunulmaz’ hale gelmiş yaşlı televizyoncular görevlerini koruyor.

İngiltere’deki Age Concern adlı sivil toplum kuruluşu tarafından yapılan bir araştırma, yaş ayrımcılığının, ırk ayrımcılığı kadar ciddi bir sorun olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmaya göre, İngiltere nüfusunun yüzde 21’i 60 yaşın üzerinde olmasına rağmen, televizyonda yer alan kişilerden yalnızca yüzde 7’si yaşlı. ABD’de bu oran yüzde 8 civarında. Nüfusun yüzde 6.3’ünün 65 yaş üzerinde olduğu Türkiye’de konuyla ilgili geniş kapsamlı bir araştırma bulunmuyor. Ancak yaptığımız gözlem, TRT dışındaki kanallarda yaşlı kişilerin görmezden gelindiğini veya işlerinde başarılı olsalar bile genç insanların onların yerine istihdam edildiğini ortaya koyuyor. Uzmanların konu hakkındaki görüşleriyse şöyle:

40’INI GEÇEN KADININ İŞ BULMA ŞANSI YOK
HALUK ŞAHİN (GAZETECİ, TV PROGRAMCISI)

Televizyonlarda yaşlılara yönelik ciddi bir ayrımcılık söz konusu. Yaşın ve deneyimin ön planda olduğu alanlarda bile fiziksel görünüm ön plana çıkarılıyor. Örneğin televizyon muhabirlerinin çoğu genç ve tecrübesiz. Bu durum, hem yaşlı kişilerin sahip olduğu birikimin israf edilmesine hem de tecrübesiz meslektaşlarımızın gazetecilik açısından hatalar yapmasına yol açıyor. Diğer yandan söz konusu kadınlar olduğunda, yaş ayrımcılığı cinsel ayrımcılıkla kol kola giriyor. 40 yaşını geçmiş bir kadın televizyon gazetecisinin işine devam etme şansı çok az. Yazılı medyada da, yaşlılara yönelik artan bir düşmanlık söz konusu. Bazı yazarlar, ‘Şu yaşa geldi, hâlâ işi bırakmadı,’ sözleriyle eleştiriliyor. Oysa bu, 21. yüzyılın gerçeklerine taban tabana zıt. Çünkü bu yüzyıl, ‘üçüncü yaş grubu’ olarak nitelendiren yaşlı insanların yüzyılı olacak. Sağlık sektöründeki ilerlemeler sayesinde insan ömrü uzadı. Yaşlılar artık köşeye çekilip ölümü beklemek istemiyorlar. Dünya genelinde örgütlenip, sivil toplum kuruluşlarında bir araya geliyorlar. Önemli olan yaşlanmak değil, sağlıklı bir şekilde yaşlanmak. Bu doğrultuda medya sektörü de personel politikalarını mutlaka gözden geçirmeli.

YASAL DÜZENLEME YAPILMASI ŞART
ORHAN KEMAL CENGİZ (AVUKAT – İNSAN HAKLARI GÜNDEMİ DERNEĞİ BAŞKANI)

Yaş ayrımcılığı, çok yaygın olmasına rağmen görmezden geldiğimiz bir insan hakları ihlali. Medyada gençlere şans verilmesi yanlış bir şey değil. Ancak bu şans, yalnızca mesleğin gerektirdiği yetkinliklere sahip gençlere verilmeli. Onların dış görünüşleri nedeniyle kendilerinden daha bilgili yaşlıların önüne geçmesi engellenmeli. Medya dışındaki istihdam alanlarında da durum farklı değil. Neredeyse her iş ilanında karşımıza çıkan ’35 yaş altı adaylar aranıyor’ ibaresi, aslında bir ayrımcılığa işaret ediyor. 40-45 yaşındaki bir kişi, sağlığı yerindeyse neden o işleri yapamasın? İnsanlarımızı toplumsal hayattan ve üretim süreçlerinden çok erken yaşta el çekmek zorunda bırakıyoruz. Türkiye’nin kanayan yarası olan yaş ayrımcılığını ortadan kaldırmak için yasal düzenlemeler yapılmalı.

SOSYAL STATÜ KAYBI YAŞIYORLAR
PROF. DR. ÇİĞDEM KAĞITÇIBAŞI (KOÇ ÜNİVERSİTESİ PSİKOLOJİ BÖLÜMÜ)

Kişilerin yaşları nedeniyle ayrımcılığa uğraması, bireyci Batı toplumlarında ortaya çıkmış bir durum. Ancak pek çok alanda olduğu gibi medya alanında da Batılılara örnek aldığımız için, artık bizim toplumumuzda da ayrımcılık yapılıyor. Örneğin genç ve güzelken televizyonlarda rol model olarak sunulan kadınlar, yaşlandıklarında mevkilerini ve sosyal statülerini haksız şekilde kaybediyor. Geçmişte dahil olduğumuz geleneksel toplum yapısında, bunun tam tersi geçerliydi. Yaş; sosyal statü kaybettiren kazandıran bir unsur olarak görülürdü.

YAŞLILIĞI DEFO OLARAK GÖRÜYORUZ
DOÇ. DR. SİBEL KALAYCIOĞLU (ODTÜ SOSYOLOJİ BÖLÜMÜ)

Medyanın yaşlılara yönelik tutumunun mutlaka değişmesi gerekiyor. Haber programlarında yaşlılara yeterince yer verilmiyor. Dizilerde ise yaşlılar hep huysuzluk ve dar görüşlülük gibi olumsuz özelliklere sahip kişiler olarak gösteriliyorlar. Çünkü sürekli yaşlılarımızı sevip saydığımızı söylesek de, aslında yaşlılığı bir ‘defo’ olarak görüyoruz. Bu durum yalnızca medyada değil, toplum genelinde de geçerli. Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) için 2003’te yaptığımız araştırmada, hem yaşlılarla hem de yaşlı yakınları ve yaşlılara hizmet veren kişilerle görüştük. Yaşlılara hizmet veren sosyal hizmet uzmanları, belediye görevlileri ve doktorlar; ciddi ayrımcılık içeren düşünceler taşıyor. Yaşlıların evlerinde oturmaları veya yalnızca belli saatlerde dışarı çıkmaları gerektiğini düşünüyorlar. Yaşlı yakınları da büyük bir ikilem içerisinde. Çünkü artık toplumdaki, ‘Ben çocuğuma bakayım, çocuğum da ileride bana bakar,’ prensibi ortadan kalktı. Kentli yaşam tarzı yaygınlaştıkça, yaşlı ebeveynleri evlere kabul etmek onlara zor geliyor. Buna karşılık ebeveynlerini huzurevine göndermeyi de içlerine sindiremiyorlar. En üzücü nokta ise yaşlıların ayrımcılığı benimsemiş olması. Pek çok yaşlı, ‘Çocuklara yük olmamalıyım,’ diye düşünüp yardım istemeye çekiniyor. Yaşlılığın utanılacak bir şey olmadığını öğretmek konusunda medyaya büyük görev düşüyor.

AKADEMİK CAMİA BU KONUYA EĞİLMELİ
PROF. DR. ORHAN TEKELİOĞLU (BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİ)

Türk televizyonlarında yaş ayrımcılığı yapılıp yapılmadığı konusu, şu ana kadar pek irdelenmedi. İsabetli bir yorum yapabilmek için akademik camianın bu konuda çalışmalar üretmiş olması gerekiyor. Yine de Türkiye’de yaşlıların görsel medyada yer alma oranının Batı’daki kadar düşük olduğunu düşünmüyorum. Haber bültenlerinde yaşlı spikerlere yönelik bir veto söz konusu değil. Dizilerde de hem orta yaşlı hem de yaşlı karakterler yer alıyor. Çünkü kültürümüzde aile kavramı çok önemli. Bir gençlik dizisinde bile karakterlerin aileleri geniş yer tutuyor. Bu kişileri de yaşlılar canlandırıyor. Diğer yandan popüler kültürün genç ve güzel kişileri ön plana çıkarması da kaçınılmaz.

*** BEYAZPERDEDE DE AYRIMCILIK VAR

Televizyonun yanı sıra, sinema dünyasında da yaş ayrımcılığından söz etmek mümkün. Dünün gözdeleri olan Richard Gere, Robert Redford, Debra Winger gibi isimler; artık üst düzey filmlerde kendilerine güçlükle yer bulabiliyor. Brad Pitt, Johnny Depp, Angelina Jolie gibi popüler yıldızların kaderi de muhtemelen öncüllerinden farksız olacak. Benzer şekilde Yeşilçam’ın unutulmaz yıldızları da anılarıyla yaşamaya terk ediliyor. Yaş ayrımcılığının kapsamı, oyunculardan sinema eleştirmenlerine kadar uzanabiliyor. ABD’de haftalık yayımlanan kültür sanat gazetesi The Village Voice, birkaç hafta önce en popüler sinema eleştirmeni J. Hoberman’ı (James Lewis Hoberman) işten attı. 24 yıldır gazetede çalışan Hoberman’ın 63 yaşında olduğu ve güncel gelişmeleri gençler kadar takip etmediği için atıldığı iddiaları, çokça tartışıldı. Muhtemelen iddialarda haklılık payı bulunuyor. Ancak Hoberman’ın ‘Hollywood tipi’ bir eleştirmen olmaması ve yıllık seçkilerinde sık sık bağımsız filmlere yer vermesi de, onu ‘gölgesi satılmayan ağaç’ konumuna düşürmüş olabilir.

*** YÜZDE 32’Sİ RAHATSIZ

Yaş ayrımcılığı, medya dışındaki sektörlerde de ciddi bir sorun. Kelly Services tarafından 28 ülkede uygulanan ‘İşe Başvururken Ayrımcılık Global İşgücü Endeksi’, Türklerin yüzde 19’unun iş başvurusu sırasında yaş ayrımcılığına uğradığını gösteriyor. Yalnızca 45 yaş ve üstü kişiler değerlendirildiğinde ise, yaşları yüzünden iş başvurularında ret cevabı aldıklarını söylenlerin oranı yüzde 32’ye yükseliyor.

Reklamlar

2 responses to “REYTİNGİN SON KURBANI EKRANIN GEDİKLİLERİ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s