MARS’TA KOLONİ TASARLAMAK İSTİYORUM

İlk tasarımlarını çocukken izlediği Yıldız Savaşları filminden etkilenerek üretmeye başlayan Avustralyalı mimar Andrew Maynard, kendi adını taşıyan şirketini 27 yaşındayken kurdu. Geniş hayal gücünün ve genç ekibinin desteğiyle mimariyle felsefeyi bir araya getirmeyi başaran Maynard, her binanın kendine ait bir yaşamı olduğunu düşünüyor. Tasarımlarıyla hem çevreyi korumayı hem de onu olumlu bir şekilde dönüştürmeyi hedefliyor. ‘Geleceği tasarlayan adam’ olarak adlandırılan mimarın 10 yılda 30’un üzerinde ödül kazanması, teorilerini gerçek hayata uyarlamada başarılı olduğunu gösteriyor.

– Mimari sizin için bir sanat mı, yoksa bilimsel yanı ağır basan bir uğraş mı?

– Mimariyi büyük ve çözülmesi çok zor bir yapboza benzetiyorum. Çünkü biz, parçaları ustalıkla bir araya getirerek mükemmel bir bütün yaratmak için çalışıyoruz. Ben mimarinin kültürel bir araç olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle bilimsel boyuttan çok sanatsal boyuta önem veriyorum.

– Bir röportajınızda öğrenci gibi yaşamak gerektiğinden bahsetmiştiniz. Öğrenci yaşamı sizin için ne ifade ediyor?

– Öğrencilerin yaşamı eğlenceli, masrafsız ve tasadan uzak olur. Ayrıca öğrenciyken değişikliklere çok daha kolay uyum sağlarız. İş dünyasına atılıp para kazanmaya başladığımızdaysa hayat daha karmaşık hale gelir. Gün geçtikçe paramızla satın aldıklarımıza daha da bağlanır, borca gömülür ve uyum kabiliyetimizi yitiririz. Çevreye verdiğimiz zarar da artar.

EVİM ÇÖPLÜK GİBİ

– Pek çok ünlü mimarın özel tasarım evlerde yaşadığını biliyoruz. Siz nasıl bir evde yaşıyorsunuz?

– Bir öğrenci gibi. Kendi evim tam bir çöplük! Ama güzel ve merkezi bir semtte olduğu için bunu çok önemsemiyorum. Bu arada beni diğer ünlü mimarlardan ayıran en önemli nokta ise onlar gibi siyah kıyafetler giymemem.

– Projeleriniz bilimkurgu filmlerinden fırlamışa benziyor. Bu tarza yönelik özel bir ilginiz var mı?

– Tam bir bilimkurgu hayranıyım. Her gece kitap ve çizgi roman okuyorum. En sevdiğim yazarlar Arthur C. Clarke, Isaac Asimov, Douglas Adams, Kim Stanley Robinson ve Philip K. Dick. Bilgisayar oyunları da bana mimari açıdan ilham veriyor. Zaten pek çok genç Japon mimar, gerçek hayatta tasarlama fırsatı bulamayacakları yapıları, oyunlar için sanal ortamda tasarlıyor.

– Çevre dostu tasarımlara imza atan biri olarak son dönemde yaygınlaşan çevreye duyarlı binalar hakkında ne düşünüyorsunuz?

– Çevreye duyarlı ‘yeşil’ binalar inşa etmek son yıllarda moda haline geldi. Bu durum inşaat şirketlerinin ‘yeşil’ damgasını bir etiket olarak kullanarak satışlarını artırmak istemelerinden kaynaklanıyor. Yeşil binalar yapmak övünülecek bir şey değil, çünkü çevreye duyarlılık zaten iyi bir tasarımın en doğal parçası olmalı.

– Barcelona’nın Gaudi’nin ellerine emanet edildiği gibi, siz de bir şehri yeniden yaratma şansınız olsun ister miydiniz?

– Günümüzde ben dahil hiçbir mimarın koca bir şehri yeniden tasarlayabilecek kadar zeki olduğunu düşünmüyorum. Bu yüzden yeni kurulacak bir şehri planlamak isterdim. Çünkü yeni bir şehrin canlı bir organizma gibi sürekli büyüyüp gelişmesini izlemek, inanılmaz bir şey olurdu.

– Sizi geleceği tasarlayan adam olarak adlandırıyorlar. Gelecek nasıl bir yer olacak?

– Gelecek için son derece iyimserim. Gerçekle sanal arasındaki çizgi belirsizleşecek ve dünya daha eğlenceli bir haline gelecek. Benim en büyük rüyam, Ay’da veya Mars’ta kurulacak kolonilerden birinin tasarımının benim ellerime emanet edilmesi… Umarım NASA bir gün çağrılarıma cevap verir.

*** ÇILGIN TASARIMLARI DA VAR

Andrew Maynard, binaların yanı sıra başka ilginç tasarımlara da imza atıyor. İşte Maynard’ın en çok tartışma yaratan iki çılgın tasarımı:

Geri dönüşüm robotu: Maynard’ın ‘en başarılı tasarımım’ olarak adlandırdığı CV08 robotu, fosil yakıtların tükenmesinin ardından otomobil kullanımının azalacağı ve şehirlerin dış mahallelerinin ortaya çıkacak ulaşım sorunu nedeniyle terk edileceği öngörüsüyle hazırlanmış. CV08, en ince ayrıntının bile düşünüldüğü özel sistemi sayesinde ön ayaklarıyla binaları içine çekerek, geri dönüşüm için en az yer kaplayacak şekilde paketliyor. Robot, sonraki aşamada ise arka bacaklarındaki sistem sayesinde boşaltılan alanların yeşillendirilmesi görevini üstleniyor.

Hem ev hem de besin kaynağı: Askeri kargo uçaklarıyla taşınan bir metre çapındaki küreler, gökyüzünden sel bölgelerine bırakılıyor. Özel malzemesi sayesinde yerdeki suyu çekerek 7 metre çapa ulaşan küreler, kurumalarının ardından sertleşerek, su ve rüzgâr geçirmez bir ev haline geliyor. Zaman içinde imalat malzemesinin içine yerleştirilen tohumlar meyve veriyor. Böylece küreler selzedeler için hem bir eve hem de bir besin kaynağına dönüşüyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s